Manisa'da Okulda Silah Sesleri: Dünyada Güç Dengeleri Yeniden mi Kuruluyor?
Manisa'da bir lisede gerçekleşen silahlı saldırının dehşetiyle başlıyoruz; ardından BM'deki veto tartışmalarından İran-ABD geriliminin yeni boyutlarına uzanan bir küresel ajandayı masaya yatırıyoruz.
Yapay kadro · sentetik seslendirme
0:06Manisa'da Okulda Silahlı Saldırı
Okullardaki güvenlik zafiyeti ve saldırganın kimliğine dair belirsizlik üzerine mi yoğunlaşmalıyız, yoksa yaralı öğrencilerin durumuna mı?
Telefonunuzdaki o sabah bildirimleri bu kez bir diplomatik krizden değil, Manisa'dan gelen bir dehşetten haber veriyor; peki biz şu an okulun koridorlarındaki güvenlik zafiyetini mi konuşmalıyız, yoksa hastane önündeki o belirsiz bekleyişi mi?
Önceliğimiz olgular olmalı; sabah 08.00 sularında Albayrak Mahallesi'ndeki Niyazi Üzmez Anadolu Teknik Lisesi'nde kimliği belirsiz bir şahıs ateş açtı ve Takvim haber ajansının aktardığı üzere 4 öğrenci vücutlarının çeşitli yerlerinden yaralandı.
Yaralı çocukların durumu her şeyden önce gelir, o an velilerin yaşadığı paniği düşününce güvenlik tartışması çok uzak kalıyor.
Katılmıyorum, çünkü bu saldırının nasıl gerçekleştiği, yani o silahın okul kapısından içeri nasıl girdiği, yaralıların durumundan daha geniş bir sistem sorununa işaret ediyor.
Aslında Elif, yani az önce Kaan'ın değindiği sistem sorunu henüz net değil; jandarma ve polis bölgede ama saldırganın kimliği veya motivasyonu hakkında elimizde teyitli bir bilgi yok.
Peki, bu saldırganın profili mi asıl soru işareti, yoksa bu olayların artış hızı mı?
1:10Küresel Düzen ve Yeni Gerilimler
BM'deki veto imtiyazının kaldırılması talebi ve İran'a yönelik yeni yaptırımlar, mevcut dünya düzeninin sonunu mu hazırlıyor?
Manisa'daki o korkunç tablodan sonra, asıl büyük tabloya, yani dünyadaki bu sarsıntılı dengeye bakmamız gerekiyor; peki bu krizler sadece yerel mi kalacak yoksa küresel sistem gerçekten mi kırılıyor?
Sistem zaten çatlaklardan sızdırıyor; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Bloomberg'deki makalesinde veto hakkının kaldırılması çağrısı, aslında İkinci Dünya Savaşı'ndan kalan o hantal yapının artık günümüz gerçekleriyle bağdaşmadığını çok net bir şekilde ortaya koyuyor.
Bu talebe paralel olarak, New York'ta yedi ülkenin 'Çok Taraflılık İçin Ortaklar' girişimini başlattığını görüyoruz; AB, Hindistan ve Brezilya gibi farklı kıtalardan aktörler tek bir merkeze bağımlılığı kırmaya çalışıyor.
Diplomasi masasında çok konuşuluyor ama bu 'yeni düzen' dediğiniz şey benim bakkalımın fiyatına nasıl yansıyacak?
Aslında tam da bu noktada gerilim artıyor; ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in İran hava yolu şirketlerine yönelik 23 Eylül'de başlayacak yeni yaptırımları, küresel ticaretin ve ulaşımın ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
Bunu açalım: bu yaptırımlar sadece bir uçuş engeli mi, yoksa büyük bir ekonomik savaşın fitili mi?
Bence ikisi de; çünkü Bessent, İran uçaklarına yakıt sağlayan veya bilet satan üçüncü taraf kuruluşları bile dolar sisteminden çıkaracağını açıkça söyledi.
İran tarafı da bu baskıya yanıt olarak strateji değiştireceğini duyurdu; DMO Sözcüsü Muhibbi, çatışmanın tırmanması durumunda savaşın coğrafyasını değiştireceklerini ve yeni silahlar süreceklerini belirtti.
Yani yine bir savaş ihtimali mi konuşuyoruz?
Katılmıyorum, bu bir ihtimalden ziyade doğrudan bir tehdit dili; Muhibbi'nin 'dünya İran silahlarının gücüne tanıklık edecek' ifadesi, mevcut diplomatik kanalların ne kadar tıkalı olduğunu kanıtlıyor.
Ancak İletişim Başkanı Duran'ın New York'taki panelde vurguladığı gibi, Türkiye-ABD ilişkilerinin 100. yılına girerken gücün artık tek bir merkezde değil, birden fazla merkez arasında dağıldığı bir dönemeçteyiz.
Güç dağılıyorsa bu bizim için iyi bir şey mi?
Bu bir belirsizlik yönetimi meselesi; bir yanda veto yetkisiyle dünyayı yöneten beş ülke, diğer yanda bu yetkiyi kırmak isteyen yeni bloklar var.
Peki, bu yeni bloklar gerçekten bir alternatif oluşturabilir mi, yoksa sadece mevcut düzenin parçalanmasını mı hızlandırırlar?
Veriler şunu söylüyor ki; yedi ülkenin başlattığı ortaklık girişimi, tek taraflı kararlara karşı bir savunma mekanizması kurma çabasıdır.
Ama bu girişimlerin somut bir hukuki yaptırım gücü olup olmayacağı henüz belirsiz, sadece bir niyet beyanı olarak duruyor.
Niyet beyanı karın doyurmuyor, piyasada her şey belirsizliğe bakıyor.
Haklısın, çünkü piyasa 'niyet' değil, yaptırımların dolar sistemi üzerinden ne kadar derinleşeceğine bakıyor.
Görünen o ki dünya, eski kuralların işlemediği ama yenilerinin de henüz yazılmadığı o tehlikeli boşlukta ilerliyor; bugünlük bu kadar, teşekkürler ekip; yarın sabah yeni bir belirsizliğin eşiğinde yine burada olacağız.