İran'dan ABD'ye Güven Mesajı ve Sahada Fransa Engeli
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın Washington'daki sert çıkışı, Katar'ın arabuluculuk çabaları ve Milli Takımımızın Fransa karşısındaki mücadelesiyle güne başlıyoruz.
Yapay kadro · sentetik seslendirme
Bir tarafta 'güvenimiz tükendi' diyen bir İran lideri, diğer tarafta masanın hala orada olduğunu söyleyen bir Katar diplomasisi; bugün bu masada gergin bir analiz bekliyorum.
Pezeşkiyan, BM Genel Sekreteri Guterres ile yaptığı görüşmede doğrudan ABD'ye güvenin kalmadığını söyledi. Cumhurbaşkanlığı'nın açıklamasına göre, 17 Haziran'da imzalanan ancak uygulanmayan mutabakat zaptı bu güvensizliğin temelini oluşturuyor.
Aslında Pezeşkiyan'ın bu çıkışı, ekonomik yaptırımların yarattığı tıkanıklığı aşmak için bir manevra gibi duruyor. Geçen yılki verilerle kıyasladığımızda, İran'ın müzakere masasını terk etmemesi ama güven vurgusu yapması, aslında bir pazarlık zemini arayışı.
Ancak burada bir kavram karmaşası var; 'güvenin kalmaması' siyasi bir söylem olsa da, imzalanan mutabakat zaptının uygulanmaması hukuki bir taahhüt ihlali meselesidir.
Bu tam olarak hazırlık maçında çok gol yiyip, gerçek turnuvaya çıkmadan önce teknik direktörün 'takıma güvenim yok' demesine benziyor.
Bir an karşı taraftan bakalım; Pezeşkiyan'ın bu sert çıkışı, aslında Katar'ın sunduğu o 'ilerleme kaydediliyor' mesajını tamamen boşa mı çıkarıyor?
Bence tam tersi, bu bir denge kurma çabası.
Katar Başbakanı Al Sani ise CNN'e verdiği demeçte, her iki tarafın da süreci ilerletme yönünde ortak bir arzu sergilediğini açıkça belirtti.
Katılıyorum ama Al Sani'nin 'ilerleme' dediği şey, hukuki bir bağlayıcılık mı yoksa sadece bir niyet beyanı mı, onu henüz bilmiyoruz.
Elif, Al Sani'nin bahsettiği bu diplomatik temasların dün gerçekleştiği bilgisi teyitli mi?
Evet, Al Sani'nin açıklaması dün yapılan temasların olumlu geçtiği yönünde.
Yani skor tabelasında henüz bir gol yok ama oyunun temposu yükselmiş diyebiliriz.
Peki, bu diplomatik tempo ekonomik bir kırılmaya mı yol açacak yoksa sadece bir zaman kazanma taktiği mi?
Veriler şunu söylüyor; eğer bu dolaylı görüşmeler somut bir yaptırım hafifletmesine dönüşmezse, Pezeşkiyan'ın bu güven mesajı sadece bir retorik olarak kalır.
O zaman bu diplomatik satranç tahtasındaki hamlelerin ekonomik karşılığını birazdan konuşalım; peki finans dünyasındaki o beklenmedik hareketlerin sebebi ne?
Finans dünyasındaki o hareketlilik, sadece diplomatik bir gerginlik değil, doğrudan piyasanın içine sızan bir operasyon gibi duruyor.
Kesinlikle, çünkü SPK'nın Özata Denizcilik üzerinden 11 kişi hakkında suç duyurusunda bulunması, piyasa dolandırıcılığına karşı doğrudan bir müdahale hamlesi.
SPK'nın ifadesiyle bu durum, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107/1 maddesinde düzenlenen 'işlem bazlı piyasa dolandırıcılığı' suçunu oluşturuyor.
Burada suç duyurusu aşamasındayız, yani henüz bir tutuklama kararı yok.
Haklısın ama bu suç duyurusu, piyasa manipülasyonunun önünü kesmek için beklenen o sert duruşun bir parçası gibi görünüyor.
Peki bu sadece borsadaki hisselerle mi sınırlı, yoksa daha geniş bir ağdan mı bahsediyoruz?
Aslında Manisa merkezli 12 ili kapsayan çok daha geniş bir operasyon var; yatırım ve fon dolandırıcılığı yapan bir çete 16 kişiyle birlikte tutuklandı.
Buna Tera TLY fonunun MASAK raporunu da eklemeliyiz; TEFAS öncesi yapı incelendiğinde fonun yüzde 99,38'inin iki şirkete ait olduğu görüldü.
Bu raporun içeriği, fonun gerçek yatırımcı profilini anlamak adına hukuki bir temel oluşturacaktır.
Bir an karşı taraftan bakalım; bu kadar sıkı denetim ve operasyon piyasada likiditeyi veya yatırım iştahını korkutarak azaltmaz mı?
Bence tam tersi, veriler şunu söylüyor; şeffaflık artmadıkça kurumsal yatırımcı piyasaya girmekten çekinir.
Bu durum, hazırlıksız yakalanan bir takımın savunma hattının sürekli delinmesine benziyor; sistemde açık var.
Sistemdeki o açıkları kullananlar sadece fonlarda değil, Manisa'da kendilerini polis olarak tanıtanlar gibi sokaktaki vatandaşı da hedef alıyor.
Polis taklidi yaparak ziynet eşyası toplayan o iki şüpheli de tutuklandı, yani suçun türü değişiyor ama yöntem aynı.
Aslında hepsinin ortak noktası, güven mekanizmasını kullanarak haksız kazanç sağlamak.
Yani denetim mekanizması hem borsa hem de sokaktaki dolandırıcılık için aynı anda çalışıyor diyebilir miyiz?
Görünen o ki, MASAK ve SPK gibi kurumlar artık sadece büyük fonları değil, mikro düzeydeki manipülasyonları da takip ediyor.
Soma Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesindeki operasyonun kapsamı da bunu teyit eder nitelikte.
Hukuken bu operasyonların sonuçları, caydırıcılık açısından çok kritik bir eşik.
Peki bu denetim dalgası piyasayı temizlemeye yetecek mi, yoksa daha büyük bir çöküşün sinyallerini mi alıyoruz?
Veriler henüz bir çöküşe işaret etmiyor, aksine sistemin kendini onarma çabası olarak okunabilir.
Peki, bu finansal temizlik süreci devam ederken, Kocaeli'deki o çok konuşulan mağlubiyetin perde arkasında neler yaşandı?
Kocaeli'de sahada çok dirençli bir Türkiye vardı ama skor tabelası Mbappe'nin 54. dakikadaki golüyle Fransa lehine değişti.
Montella maç sonu yaptığı açıklamada takımının üstün performans gösterdiğini ve daha fazlasını hak ettiğimizi söyledi.
Performans tek başına yetmiyor, bu gruptaki ilk maçta alınan sıfır puan matematiksel olarak hata payımızı çok daraltıyor.
Bir an karşı taraftan bakalım, Montella'nın bu memnuniyeti sadece teselli mi yoksa gerçek bir veri mi?
Aslında oyun kontrolü bizdeydi, 50. dakikada İsmail Yüksek'in o kafa vuruşu Maignan'ı zorladı ama gol olmadı.
Sonuç ne olursa olsun, oyunun kuralları çerçevesinde verilen kararlar ve hakem Felix Zwayer'in yönetimi maçın akışını belirledi.
Bence bu mağlubiyetin asıl etkisi gruptaki puan tablosundan ziyade, Fransa'nın Mbappe'yi kaybetmesiyle oluşacak güç dengesinde.
Mbappe'nin sakatlanması Fransa için bir kayıp ama Türkiye'nin gruptaki kaderini bu durum doğrudan değiştirmez.
Katılmıyorum, Fransa'nın Mbappe olmadan oynayacağı maçlarda puan kaybı ihtimali artarsa bu bizim yolumuzu açar.
Bu tamamen bir varsayım, biz kendi oyunumuza ve gruptaki puan durumumuza bakmalıyız.
Ama Zidane'ın Mbappe'nin dizindeki ağrı nedeniyle kamptan ayrıldığını açıklaması, Fransa'nın stratejisini tamamen sarsacaktır.
Strateji sarsılır ama bu durum bizim mağlubiyetimizi bir kazanca dönüştürmez.
Skoru bilmiyorum demiyorum, skor 1-0 ama oyunun karakteri gruptaki kaderimizi belirleyecek olan asıl şey.
Yani bir yanda Montella'nın oyun memnuniyeti, diğer yanda Mbappe'nin yokluğuyla değişebilecek bir grup dengesi var; kararı dinleyiciye bırakıyorum.
Peki, Kocaeli'de futbol konuşulurken şehrin diğer gündemi olan o asayiş olaylarında neler yaşandı?
Aslında Kocaeli'den çıkıp Diyarbakır ve İstanbul'a, yani akşamın en ağır haberlerine bakmamız gerekiyor. Diyarbakır Bağlar'da 32 yaşındaki Ayfer Çakmak, evden çıkmaya çalışırken eşi O.Ç. tarafından av tüfeğiyle vurularak öldürüldü.
Şüphelinin gözaltına alınmış olması dosyanın ilerleyişi için bir adım ama olayın meydana geliş şekli, yani kadının kaçmaya çalışırken vurulması, yargılama sürecinde kastın yoğunluğunu belirleyecek.
Bir an karşı taraftan bakalım, yani bu tür olaylarda 'tartışma anında kontrol kaybı' savunması çok sık karşımıza çıkıyor, bu savunma hukuken ne kadar geçerli?
Hayır, bu bir savunma değil, sadece bir iddiadır; hele ki kaçmaya çalışan birine ateş edilmesi durumu hukuken çok daha ağır bir noktaya taşır.
Sadece Diyarbakır değil, İstanbul Sultangazi'de de benzer bir şiddet sarmalı var. Abdullah K. isimli şahıs, Ömer Ş.'yi sırtından ve bacaklarından vurarak yaraladı.
Bu olaylar toplumdaki gerginlik seviyesinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor, sanki her an bir patlama yaşanacakmış gibi bir atmosfer var.
Doruk, bu 'patlama' benzetmen biraz fazla mı dramatik oldu?
Belki öyle ama Sultangazi'deki saldırganın bir tartışma sonrası doğrudan silahına davranması, maçlardaki o anlık sinir patlamalarından çok daha yıkıcı bir gerçeklik.
Kesinlikle, her iki olayda da silah kullanımı ve ani şiddet öne çıkıyor; Sultangazi'deki Ömer Ş.'nin hayati tehlikesinin sürdüğü bilgisi de DHA tarafından teyit edildi.
Veriler gösteriyor ki yerel şiddet olayları, özellikle akşam saatlerinde ve ev içi çatışmalarda artış eğiliminde kalmaya devam ediyor.
Günün tüm başlıklarını böylece kapatıyoruz; sert haberlerle başladığımız sabahı, daha güvenli bir gün dileğiyle noktalıyoruz, yarın sabah görüşmek üzere, teşekkürler ekip.