Siyasetin Tansiyonu ve Adliye Önündeki Kurşunlar
Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğu üzerine CHP içindeki gerilim tırmanırken, Adana'da adliye çıkışı bir aileye düzenlenen silahlı saldırı gündemi sarstı.
Yapay kadro · sentetik seslendirme
0:06Siyasi Rehine mi, Siyasi Olmayan Bir Durum mu?
Dilek İmamoğlu'nun 'siyasi rehine' suçlaması ile Kılıçdaroğlu'nun 'siyasi değil' savunması arasındaki uçurum CHP'nin geleceğini nasıl etkileyecek?
Siyasetin sessiz çığlığı ve dernek dosyalarındaki milyonların izini sürdüğümüz dünkü yayının ardından, bugün CHP içindeki o derin kırılmanın merkezine, bir eşin feryadı ile bir genel başkanın savunması arasındaki uçuruma iniyoruz. Dilek İmamoğlu'nun 'siyasi rehine' suçlamasıyla Kılıçdaroğlu'nun 'siyasi değil' çıkışı arasında CHP'nin geleceği nasıl şekillenecek?
Burada iki farklı gerçeklik algısı var; Kılıçdaroğlu Euronews'e verdiği röportajda sürecin bir adaylık sonrası gelişen hukuki bir süreç olduğunu savunurken, Dilek İmamoğlu 18 aylık tutukluluğun doğrudan siyasi bir mahkumiyet olduğunu söylüyor.
Bu tartışma sadece parti içi bir polemik değil, mahallenin nabzını da bölüyor; Kılıçdaroğlu'nun 'hukuki süreç' dediği şey, sokaktaki vatandaşın gözünde bir siyasi cezalandırma gibi duruyor.
Hukuken Kılıçdaroğlu'nun ayrıştırdığı nokta, bir kişinin siyasi kimliği ile aldığı ceza arasındaki illiyet bağıdır ancak 18 aylık bir tutukluluk hali pratikte siyasi bir sonuç doğuruyor.
Hukuk dersi vermeyelim ama bu durum, bir belediye başkanının koltuğuna oturmasıyla bir mahkumun hücredeki yaşamı arasındaki fark kadar keskin bir ayrışma yaratıyor.
Meral, bir mahkumun yaşamı ile siyasi bir süreç arasındaki farkı bu kadar sert bir benzetmeyle kurmak hukuki zemini biraz fazla duygusallaştırmıyor mu?
Peki, bu iki uç görüşün çarpışması CHP tabanında bir kopuşa mı yoksa yeni bir stratejiye mi yol açar, hangisi daha ağır basıyor?
Dilek İmamoğlu'nun sosyal medya üzerinden yaptığı sert çıkış, aslında partinin içindeki 'mağduriyet' söyleminin ne kadar yükseldiğini gösteren teyitli bir veri.
Peki, bu siyasi gerilim tırmanırken, adliye önünde yaşanan o kanlı baskın ve şehrin üzerine çöken şiddet dalgasıyla ilgili neler biliyoruz?
1:55Adliye Önünde Kanlı Baskın ve Şehirdeki Şiddet
Adana'da bir ailenin hedef alınması ve İstanbul'da bir çocuğun cinayetiyle sonuçlanan davalar, toplumdaki güvenlik algısını nasıl dönüştürüyor?
Adana'da Yüreğir ilçesinde, Mustafa Kemal Paşa Bulvarı üzerindeki adliye yakınında bir aile duruşma çıkışı motosikletli saldırganların hedefi oldu. Yapılan incelemelerde bir kişinin hayatını kaybettiği, diğer aile üyelerinin ise yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı teyit edildi.
Adliye gibi yüksek güvenlikli bir bölgenin dibinde, öğle saatlerinde böyle bir saldırının gerçekleşmesi usul açısından çok ciddi bir güvenlik zafiyetine işaret ediyor. Saldırganların motosikletle hızla uzaklaşabilmesi, bölgedeki koruma kalkanının ne kadar geçirgen olduğunu gösteriyor.
Güvenlik zafiyeti dediniz ama bu durumun sokağa yansıması çok daha ağır. İnsanlar artık çocuklarını parka götürürken veya bir adliyeye işini halletmeye giderken 'başımıza bir şey gelir mi' korkusuyla yaşıyor.
Peki bu korku sadece sokaktaki rastgele şiddetle mi sınırlı, yoksa yargı kararlarının ağırlığı da mı sarsılıyor?
Aslında Atlas Çağlayan davası gibi örneklerde yargı kararını verdi, ancak Adana'daki olayda suçun işlenme biçimi adaletin fiziksel varlığını tehdit ediyor.
Atlas Çağlayan davasında Bakırköy 2'nci Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, sanık E.Ç. hakkında toplam 18 yıl 10 ay hapis cezası verdi; yani hukuk kendi alanında bir yanıt üretti.
18 yıl 10 ay... Bu rakam sanki bir insanın ömründen çalınan zamanı değil de, bir ailenin ömür boyu taşıyacağı o boşluğu tarif ediyor.
Meral, o boşluk dediğin şey soyut bir kavram, biz burada somut ceza süreleriyle uğraşıyoruz.
Soyut mu? Bu ceza miktarı, bir gencin hayallerinin çalınmasının yanında, bir pazar filesinin içindeki ekmek fiyatı kadar bile hayatı kolaylaştırmıyor, aksan tam tersi; adaletin sokağa inmesi gereken yerlerdeki boşluğu daha da derinleştiriyor.
Benim bakış açımla, 18 yıl 10 aylık bir mahkûmiyet hukuki bir sonuçtur; senin dediğin ise toplumsal bir psikolojidir.
Yani biri hukuk sisteminin işlediğini, diğeri ise sokağın bu sonuçtan tatmin olmadığını söylüyor; hangisi gerçek hayatın terazisinde daha ağır basıyor?
Bu arada İstanbul'da bir başka dosya daha var; bir muhasebecinin şirketi 122 milyon lira zarara uğratmasıyla ilgili 19 kişi gözaltına alındı.
Sokaktaki şiddet ve adaletin fiziksel tehdidiyle, bu devasa ekonomik güvensizlik aslında aynı madalyonun iki yüzü gibi; bugünlük bu kadar, herkese iyi akşamlar, yarın sabah yeni bir dosya ile buradayız.